29 Ağustos 2010 Pazar


İstanbul burasıysa gözlerin neresi?
O hatun kulenin gözleri olsa
Sana ağladığım gibi güzel ağlar mıydı



Bu lanet şehirde olmadığını bile bile
Hani o elbisemi giydim
Sen varmışsın gibi…
Gözlerim aradı o kalabalıkta seni…
Canım kahve çekti
Sen yoktun içemedim
Ben nefesine değene kadar bırakma demiştim ya o meleti
Gelince karşılıklı içeriz
Belki yokluğunu ayalar yürekten diye
çok derin çektim
İçin kadar derin
Kimseye söyleme ama ağladım
Yokluğuna ağladım
Seni özledim ağladım
Duysana sevgili
İstanbul burasıysa gözlerin neresi

Yokluğuna sımsıkı sarıldı kollarım
Yokluğunun gözlerinde bile öylece kalakaldım
Yokluğunla bi kaç kelam ettim
Yokluğunun nefesine dokundu dudaklarım
Yoktun
Yoksun bıraktın
Yoksun sevgili
İstanbul burasıysa gözlerin neresi





Burası çok karanlık
Sen yoksun
Biri bu şehrin ışıklarını kapamış
Ya kaldırsınlar şartelleri
En iyisi sen gel bu şehre
Ay-dın-lan-sın
Dedim ya karanlık
Bilirsin nasıl korkarım
Söylesene sevgili
İstanbul burasıysa gözlerin neresi




Tarih ekimin yedisini gösterirken
Sesin geliyor ötelerden
İyiki doğdun sevgilim diyorsun ya
Doğuyorum gülüşünden
İyiki sen de varsın yar
Mucizem
huzurum
Kıymetlim
Sevgilim
İyiki sen de varsın
Şimdi ben söylüyorum
İstanbul burasıysa
Gözlerin araf’ım sevgili…





07.10.2008

14 Ağustos 2010 Cumartesi

"korkma"



onca yaradan sonra zamanın sunduğu bir armağan olmalı bu ses
hani kurak bir iklime düşen ilk su damlası gülüşün..
içimi yıkıyorum seninle
“a-r-ı-n-ı-y-o-r-u-m”
olmadığın anların hepsi için bi kalem kırıyorum.
Aklıyorum kendimi seninle sen esarete boğduğum her günün BERAATİSİN..
biliyorsun!
Kor-ku-yo-rum
Kor-ku-yor-sun
Korkma!
Dedim ya “masal gülüşlüm” sesine nefes olmaya geldim,
sen de açılan her yaraya nefes sürmeye sessizce
Korkma!!!
Sen yüzünü çevirmedikçe yüzüme
Susturmadıkça sesimi içinde
Gülüşüne geldim..
İnadına varolmaya
Yok olduğun her güne
Korkma !!!
16.08.2008

2 Ağustos 2010 Pazartesi

"günah"


Nefessiz şevişmeler boşluğundan
sesleniyorum sana…
Hangi ten kokunu unutturur
Tüm dokunuşlar zina tadında
Ateşi göze alırcasına…


“Araf”ın en yalnız yerinden
sesleniyorum sana…
Yüzün kadar gerçek
“biz” kadar gerçek bir yalnızlıktan
Hadi doldur şarjörünü silahın
Gözlerinin kurşunuyla.
Raks eylerim nefesinle
Pervasız kayboluşlarda…


Şah damarımdan süzülen kanın renginden
sesleniyorum sana…
İntihar gözlerinin ardında
Ölüm orgazmı tadıyor azrailin altında.
Hayat şaha kalkmakta…



Teninin en kuytusundan
sesleniyorum sana…
Ayak bileklerin dudaklarımı yakmakta.
Düşler alabildiğine fahişeyken
Gözgöze gelmek imkansız
Gecenin örttüğü dokunuşlarda….